Ekrem İmamoğlu konusuyla ilgili gündem yoğun, sıcak ve gelişmeler oldukça kaygı verici. Olaylar sıcakken neyin ne olduğu belli değilken yapılacak yorumlar oldukça isabetsiz ve yönlendirme amaçlı olacaktır. Yazılarımda ‘makul’ kavramına ve kendisini ‘makul’ olarak kabul eden buna göre hareket eden okurlara yönelik yazıyorum. Şu konuda “İmamoğlu ne yaparsa yapsın suçsuzdur, suçlu olsa da fark etmez” diyen kesimle, “Ekrem İmamoğlu, ne yaparsa yapsın suçludur, hiçbir şey yapmamış olsa bile suçludur” diyen kesime bir şeyler anlatmaya değmez.
Ülkemizin sağduyulu olmaya ‘makul’ tavırların hakim olmasına ihtiyacı var. Sosyal medyanın o pis alanında bulunup insanları başka amaçlarla bir şeylere motive etmeye çalışanlara prim vermemeli. Bir ara oldukça popüler olan, her popüler konu gibi içeriği de pek anlaşılmayan ‘medya okuryazarlığı’ konusu burada tekrar önemli bir role bürünüyor.
SANDIĞINIZ KADAR ÖNEMLİ DEĞİLSİNİZ
Sosyal medya ve kaynağı finansörleri belli olmayan sözde haber kaynaklarının yaydığı bilgilere göre hareket edilmemeli. Bu ortamda fikirlerin de bir önemi yok bana göre. İnanın ne düşündüğünüzün bir önemi yok, haklı ya da haksız olmanızın bir önemi yok, önemli olan tek şey birliğimizin devam edilmesi, çok önemli bir kırılma yaşayan dünyada yekpare şekilde Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığını sürdürmesidir. Geriye kalan konuların pek bir önemi yok, tekraren ifade ediyorum; sizlerin de ne düşündüğünün, düşündükleriniz için yaptıklarınızın bir önemi bence yok.
Gelinen vahşi tüketim toplumunda bireylerin olduğundan daha fazla önemli hale getirilmesi pazarlamanın ve satışın sihirli dokunuşu olmuşken, kendini idol (yarı tanrı) gören sıradan insanların her konuda kendi fikirlerini kutsayarak ortalara çıkması ve sadece egolarından ötürü fikirlerine aşırı bağlanmaları sadece yıkım getirir.
Kendisini son derece önemli gören bencil insanlar, aslında kurmalı oyuncaklar olduklarını bilmeden hiç bilmedikleri planların maşaları oluyor. Örnek vermek gerekirse 80’lerde ülkenin en iyi eğitim almış, en parlak gençleri, hırslarının ve egolarının esiri olarak sol sağ diye bölünüp ülkenin geriye gitmesine neden olan sürecin maşaları haline geldi.
Bugün bakıldığında hangi tarafın haklı olduğunun da o kişilerin de zerre önemlerinin olmadığı anlaşılıyor. Ülkemiz de vahşi kapitalizmin pençesinde olduğu için ve halkımızın çoğu aşırı ego sahibi yarı cahillerden oluştuğu için her konuda hemen ikiye ayrılıyor ve ülkemiz böylece yumuşak karın, mayınlı alan dolu istikrarsızlaşmaya müsait, kronik hastalıklı bir çocuğa dönüyor. Kimin haklı, kimin haksız olduğunun muhasebesi ise yapılmak istenenin yanında çok basit, bir sen ben kayıkçı kavgasından başka bir şey değil.
Zaten ‘masum değiliz hiçbirimiz’
ÜLKE KİMİN UMURUNDA
Dünyada kaos düzeni hakimiyet kuruyor ve eskisi gibi iki kutuplu ve oldukça öngörülebilir bir dünya olmayacak Bazılarına göre beş bazılarına göre yedi farklı kutbun olduğu, büyük egemen güçlerin içinde farklı farklı kliklerin bulunduğu öngörülemez bir dünya var karşımızda. Birçok değişik denge kuruluyor, bir konuda ülkemiz lehine tutumlar takınılırken başka bir konuda aleyhimize işler dönüyor.
Bizler de kısır politik çekişmelere itiliyoruz. Öte yandan buhar devriminden daha köklü olduğuna inandığım bir yapay zeka merkezli teknoloji devriminin şafağı söktü ve bizler kısır siyasi çekişmelere itiliyoruz. Türk modernleşmesi ya da modernleşememesi çok tartışmalı ve muvazanalı bir konudur. Neden modernleşmeyi başaramadık dersek karmaşık ve çok başlı birçok sebepten birisi de kısır siyasi çekişmelerdir. Tekrar dünya eskisi gibi olmayacak bir düzen ve sıçrama döneminde ve bizler tekrar kısır siyasi çekişmelerin pençesindeyiz.
Ama boşverelim bunları, kendimizi ve küçük fikirlerimizi kutsayalım, bunun için sokaklara dökülüp demokrasi havarisi kesilelim, torunlarımıza anlatacak anılarımız, sosyal medya paylaşımlarımız olsun. Ülkenin geri kalmışlığı kimin umurunda. Bu ve buna benzer özü itibariyle itidal çağrısı yapan yazıları ve yazarları da korkak olarak değerlendirelim olsun bitsin. Sonrasında da çocuklarımız ve torunlarımıza yapamadıklarımızı dikte ederek, gerçekleştiremediklerimizi talep ederek onların da hayatlarını zindan edelim.