Kaosun ortasındayız.
Haklı-haksız ayrımı yapacak vakit yok.
O kadar bıkmış, bezmiş, umutsuz hissediyor ki insanlar; düşünmek değil harekete geçmek istiyor.
Eğrisi doğrusuna karıştı; herkes her şeyi yazıyor, paylaşıyor.
İçinde bulunduğumuz süreç hem ülkemiz adına hem de hepimizin geleceği için çok kritik.
Resmen sele kapıldık, sürükleniyoruz.
Benden de isteniyor ki aynı şeyleri kaleme alayım, tarafımı seçip, belirteyim.
Ama bunu yapmayacağım.
Gözlemleyecek, bilgileri birleştirecek ve vakti gelince genel bir tablo çizeceğim.
Haberleri olduğu gibi buradan size yeniden aktarsam, kime ne faydası var?
Ya da kahincilik oynayıp şu olacak-bu olacak desem mantıklı mı?
Seçimler öncesinde de tepkim bunaydı.
Sürekli kazanacak ismi köşelerinden ilan edenleri eleştirmiş ve buna ‘kulis’ denir diye de tepki almıştım.
Tahmini tutanlar sonrasında övünürken diğerleri sessizce arenadan uzaklaştılar.
Bilgi kirliliğinden hoşlanmadığım için uygulayıcısı olmayı reddediyorum!
Tabii bu ilk etapta değineceklerim olmadığı anlamına gelmiyor…
***
Geçen gün bir programda konuk olan Zülfü Livaneli’nin konuşmasından bir kesit paylaşayım:
“Türkiye vefasız bir sevgiliye benzer ama sen onu sevmeye devam edersin. Hakikaten öyle, insan düşünüyor; bu vatan sevgisi, toprak sevgisi, insan sevgisi nereden geliyor? Ben yurt dışında onca yıl yaşadıktan sonra döndüğümde; ‘çamurunu bile özlemişim bu memleketin’ dedim. Herkeste var bu duygu. Dünyanın en zor ülkelerinden birisi, bunu da kabul edelim. Bazı ülkelerin zor zamanları olur; o dönem atlatılır, daha iyi bir döneme geçilir. Karanlıkla-aydınlık arasında döngü vardır. Ama Türkiye sürekli alacakaranlık yaşar!
Ahmet Hamdi Tanpınar diyor ki; ‘Türkiye evlatlarına kendisinden başka bir şeyle meşgul olma imkânı vermez.’ Sahiden vermez. En güzel evlatlarını yer. Acı çekmemiş insan yok. Ama bir yandan da bir inanç var, bir beraberlik duygusu. Köklerimiz çok derine gittiği için bu ülkeden kopamıyoruz.
Anadolu türkülerine bakın 700 yıldır şikâyet ediliyor. Ne yapsın gün yüzü görememiş kimse…”
Daha iyi anlatılamazdı!
***
Sanki her dönemin belirlenmiş bir teması var, buna göre vatandaş sınanıyor:
Savaş, kriz, siyasi çalkantı, ötekileştirme, ırkçılık…
Ve dikkat harcananlar; hep gençler!
Dün bir pankart gördüm, yaşlı bir teyze taşıyordu:
“Bu ülkeyi gençler kurtaracak” yazılıydı.
Peki, sen ülken için ne yaptın?
Daha doğrusu sürekli zikrettiğiniz işinize gelince iyi, işinize gelmeyince ilgisiz, toplumdan kopuk bulduğunuz bu gençler için kim ne yaptı?
Bir hata var ve hiç kimse masum değil.
Her geçen gün ekonomideki ibareler kötüye gidişi ortaya koyarken tek gerçek umutların yitip gittiği…
***
2024’te yayınlanmış bir tespitte ‘Kaygıların ardındaki acı gerçekler’ ifadesi kullanılmış.
OECD’nin raporuna göre; 15 yaşındaki öğrencilerin matematik, fen ve okuma becerileri ortalamanın altında kalıyor.
YÖK verilerine göre ise; üniversite mezunlarının iş bulma oranı yüzde 56. İşsizlik umutsuzluğu beslerken, tüm araştırmalar tek sonucu işaret ediyor; döviz kurlarındaki dalgalanmalar, enflasyon ve krizler; gençlerin maddi geleceğini karartıyor!
Her şey maddi süreçlere de bağlı değil elbette.
Siyasi belirsizlikler, kutuplaşma; güven duygusunu yerle bir ediyor.
Freedom House’un raporunda Türkiye ‘kısmen özgür’ kategorisinde yer alıyor. İfade özgürlüğü, insan hakları ve toplumsal eşitlik gibi konularda yaşanan sıkıntılar, kategorimizi belirlerken, o ‘geleceği sen kurtar’ diktesinde bulunulan gençler yaşlılardan daha bıkkın!
***
Siyasi parti, ideoloji ayırt etmeksizin gençler için ne yaptınız?
Eğitim, sağlık gibi standart, zorunlu alanlardan örnekler sunmayın sakın.
Kabul edelim herkes kendisini kurtarma peşinde…
Türkiye’de siyasi çalkantıların gölgesinde başka bir konu konuşamaz olduk. Linç kültürü o kadar güçlü ki dikkati başka bir alana yönlendirmek istediğimizde tepki görüyoruz. Hâlbuki arka planda kaçırdığımız çok şey var. Hak, hukuk ve adalet arayışında olanları tenzih ederek siyasi parti, kurum, ki
Her sene bazı tarihleri kaçırmamak için hatırlatıcı alarmlar kuruyorum. Geçen yıl 4 Nisan’ı kaçırmıştım ama bu sefer yeniden yazacağım. Çünkü bazı yaşanılanlar unutulmamalı; ortak hafızamızda durmalı… Türkiye; zaferlerin, sevinçlerin olduğu kadar acıların da yoğrulduğu bir ülke. Bizi birbirimize
Türkiye sevilen, kıymetli bir sanatçısını kaybetti. Videolarda ölüm anını izlerken çoğumuz derinden sarsıldık. Yaşamak pamuk ipliğine bağlı ve her şey ne kadar da sıradan. Bir önceki cümlemde -çoğunluk- ifadesini kullandım. Çünkü görüyorum ki bir ölümü bile siyasete alet edenler var; olup bitend
Klasikleşen şekilde bir bayramı daha geride bırakırken olup biteni değerlendirelim mi? Alım gücü kalmadı diye vatandaşın çektiği sıkıntıyı dile getirmeye çalışırken; yine iç sesimizin ‘Madem öyle bu trafiğin, çarşının hâli ne böyle?’ dediği süreçlerden biriydi yine. Kamu için tatil süresinin son a
Bursa Büyükşehir Belediyesi ‘Mart Ayı Değerlendirme Toplantısı’nın notlarını dün yarıda bırakmıştım. Kaldığım yerden devam ediyorum… BUSKİ’nin borçları kadar -insan sağlığı her şeyden önemli- konuşulması, yazılması ve yetkililer kadar vatandaşın da sesini çıkarması gereken diğer bir husus; su kirlil
Bayrama az bir süre kala, Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in ‘Mart Ayı Değerlendirme Toplantısı’na katıldık. Böylece ilkbahara da ‘merhaba’ dedik. İşi para yönetimi olan ve vergilerle boğuşanlar iyi bilirler: Mart ayı, dert ayıdır. Çoğunluğun hoşlanmadığı, kasvetli upuzun bir süreci geri
Türkiye’de gündem hızlı değiştiği için biz de hızlı adapte oluyor asıl konuları arka plana itiyoruz. Tüm bu siyasi çalkantının içinde ‘bize bir şey olmaz’ derken, yıkıcı bir deprem olsa ne yaparız? Biliyorum, sıkıldınız. Zaten o kadar bezdik ki çevremde ‘dünya batsa da kurtulsak’ temennisinde buluna
Güzellik algısı tek tipleşmeye yol açarken hem psikolojik hem fizyolojik sorunlara da yol açıyor. Psikolog Zeynep Şimşek ve Diyetisyen Senem Çelik uyarıyor: “Her şeyin aşırısı dikkat çekiyor!” Beğenilmek hiç bu kadar önemli olmamıştı! Yaşadığımız çağın en büyük diktelerinden biri; güzellik. Güze
Büyük sorunlarımız var. Görmezden gelmenin işe yaramayacağı bir dönüm noktasındayız. Sağ-sol kavgasının yaşandığı dönemlerde genç olan, çoğumuzun anne-babasının yaş grubu çok endişeli. Sokaklarda çıkan en ufak olayda kederleniyor, polise karşı duran gençleri gördükçe hem onlara hem ülkeye üzülüyo
Kaosun ortasındayız. Haklı-haksız ayrımı yapacak vakit yok. O kadar bıkmış, bezmiş, umutsuz hissediyor ki insanlar; düşünmek değil harekete geçmek istiyor. Eğrisi doğrusuna karıştı; herkes her şeyi yazıyor, paylaşıyor. İçinde bulunduğumuz süreç hem ülkemiz adına hem de hepimizin geleceği için ço