Klasikleşen şekilde bir bayramı daha geride bırakırken olup biteni değerlendirelim mi?
Alım gücü kalmadı diye vatandaşın çektiği sıkıntıyı dile getirmeye çalışırken; yine iç sesimizin ‘Madem öyle bu trafiğin, çarşının hâli ne böyle?’ dediği süreçlerden biriydi yine.
Kamu için tatil süresinin son anda dokuz güne çıkarılmasıyla herkes yollara döküldü.
Hatta tanıdıklarımdan öğrendiğime göre çevrelerinde pek çok kişi haberi alır almaz yurt dışı planı yapıp, gitmiş bile.
Yani şu anda bazılarımız çalışıyor ancak bazıları hâlâ dinlenmekte!
Havanın kötü oluşu hiç kimseyi bu sevdadan vazgeçirmedi ve trafik arapsaçına döndü.
Türkiye genelinde manzara böyleyken; Bursa’da da farklı değildi.
Toplu ulaşımın ücretsiz oluşu şehir içinde ‘Kavimler Göçü’ efekti yarattı.
Beni tanıyanlar ya da yazılardaki şikayetlerimden hakkımda tahmin yürütenler bilir ki; kalabalıktan, artan nüfustan çok rahatsızım.
Sorunların çözümü noktasında da göçün engellenmesi dışında yapılacak her şeyin yetersiz, işlevsiz olacağı kanısındayım.
Ne yeni yollar ne yeni binalar sıkıntıları gideremez; akın akın insan gelirken son taş oyulup, son ağaç kesilene kadar yaşam alanı genişletilecek.
İşte o sona ulaşınca mecburiyetten kaynaklanan bir duraklama yaşanacak.
Bunu bayramdaki hengameyi görünce bir kez daha anladım.
Hani ‘Çocuk sayısı düşüyor, halkımız yaşlanıyor’ uyarıları yapılıyor ya, veriler olmasa bu bilgi yanlış derdim; gezmeye çıkan ailelerin kaçar çocuğu vardı saymaya yetişemedim.
3 milyon Bursa’yı, bayramın 2. gününde sokağa çıkma gafletinde bulununca gördüm, anladım…
Ancak anlamlandıramadığım bir şey var:
Ekonomik kriz kimi vurdu?
***
Esnafa sorsanız ‘kuru kalabalık, alışveriş yapan yok’ der; o zaman ödeme kuyruğunda bekleyenler de mi yalan?
Sosyal medyada marketlerden görüntü paylaşanlar oldu.
Hem orada olmadığıma şükrettim hem de insanların azmine şaşırdım.
Alışverişe ne enflasyon engel oldu ne de siyasetin verdiği moral bozukluğu.
‘İndirim’ etiketini gören koştu üstelik daha devam ediyor.
Online alışveriş yapanlar da cabası.
İnternette yer alan haberlere göre tüm kategorilerde satışlar fırlamış.
Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Elektronik Ticaret İşletmecileri Derneği (ETİD) Başkanı Hakan Çevikoğlu, "Bayram için hazırlanacak tatlı malzemeleri, çikolata, şeker, kahve gibi gıda alışverişleri, giyim ve ayakkabı alışverişleri en fazla tercih edilen ürünler arasında yer alıyor. Eğitim döneminin ikinci yarıyıl tatiliyle birleşen bayram tatili dolayısıyla insanlar yoğun olarak şehir dışına çıkacak. Bundan dolayı uçak rezervasyonlarında da benzer yoğunluğun olduğunu söyleyebilirim” açıklamasını yapmış.
Demek ki neymiş:
Toplumda bir kesim gerçekten maddi güçlükle sınanırken bir kesim hayat standartlarını kaybetmeden yaşamayı sürdürüyor.
O halde gelir adaletsizliğini gündeme taşıyabilirim ama başka bir günde!
Bayrama özel marka ve pazar yerlerinin kampanyalarıyla alışverişlerde yüzde 30 artış gözlemlendiğini aktaran Çevikoğlu:
“Havaların ısınması ve mevsim geçişiyle birlikte, tüm ürün gruplarında yüzde 25-30 arasında indirimlerin yapıldığı Ramazan Bayramı döneminde e-ticaret sektöründe 400 milyar liralık satışın gerçekleşeceğini tahmin ediyoruz. Bayramda ortalama sepet tutarının 1500 lira olarak gerçekleşmesini bekliyoruz.”
Bu beklenti gerçekleşti mi, ilerleyen günlerde bayramın bilançosunda öğreneceğiz.
Uzmanlar da uyarıyor:
“Dijital ödeme yöntemlerinin yükselişi sayesinde hem tüketiciler hem de satıcılar her yerde ve her zaman çevrim içi ürün satın alma ve satma konusunda giderek daha rahat hale geliyor. Uluslararası satışların 2030'a kadar yüzde 26 artması ve ülkeler için e-ticaret satışlarının iki kat daha hızlı büyümesi öngörülüyor.”
Yani ‘zor durumdayız’ diyen esnafın trendleri takip edip, radikal değişimlere yönelmesi şart.
***
Elbette bilançoda yalnızca ekonomik değerler yer almayacak; trafik kazalarını es geçemeyiz.
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Ramazan Bayramı süresinde meydana gelen trafik kazalarında 27 kişinin hayatını kaybettiğini, 3 bin 619 kişi ise yaralandığını açıkladı.
Ve henüz tatil sona ermedi…
Haftanın geri kalanında umarım iyi şeylerden bahsediyor oluruz!
Türkiye’de siyasi çalkantıların gölgesinde başka bir konu konuşamaz olduk. Linç kültürü o kadar güçlü ki dikkati başka bir alana yönlendirmek istediğimizde tepki görüyoruz. Hâlbuki arka planda kaçırdığımız çok şey var. Hak, hukuk ve adalet arayışında olanları tenzih ederek siyasi parti, kurum, ki
Her sene bazı tarihleri kaçırmamak için hatırlatıcı alarmlar kuruyorum. Geçen yıl 4 Nisan’ı kaçırmıştım ama bu sefer yeniden yazacağım. Çünkü bazı yaşanılanlar unutulmamalı; ortak hafızamızda durmalı… Türkiye; zaferlerin, sevinçlerin olduğu kadar acıların da yoğrulduğu bir ülke. Bizi birbirimize
Türkiye sevilen, kıymetli bir sanatçısını kaybetti. Videolarda ölüm anını izlerken çoğumuz derinden sarsıldık. Yaşamak pamuk ipliğine bağlı ve her şey ne kadar da sıradan. Bir önceki cümlemde -çoğunluk- ifadesini kullandım. Çünkü görüyorum ki bir ölümü bile siyasete alet edenler var; olup bitend
Klasikleşen şekilde bir bayramı daha geride bırakırken olup biteni değerlendirelim mi? Alım gücü kalmadı diye vatandaşın çektiği sıkıntıyı dile getirmeye çalışırken; yine iç sesimizin ‘Madem öyle bu trafiğin, çarşının hâli ne böyle?’ dediği süreçlerden biriydi yine. Kamu için tatil süresinin son a
Bursa Büyükşehir Belediyesi ‘Mart Ayı Değerlendirme Toplantısı’nın notlarını dün yarıda bırakmıştım. Kaldığım yerden devam ediyorum… BUSKİ’nin borçları kadar -insan sağlığı her şeyden önemli- konuşulması, yazılması ve yetkililer kadar vatandaşın da sesini çıkarması gereken diğer bir husus; su kirlil
Bayrama az bir süre kala, Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in ‘Mart Ayı Değerlendirme Toplantısı’na katıldık. Böylece ilkbahara da ‘merhaba’ dedik. İşi para yönetimi olan ve vergilerle boğuşanlar iyi bilirler: Mart ayı, dert ayıdır. Çoğunluğun hoşlanmadığı, kasvetli upuzun bir süreci geri
Türkiye’de gündem hızlı değiştiği için biz de hızlı adapte oluyor asıl konuları arka plana itiyoruz. Tüm bu siyasi çalkantının içinde ‘bize bir şey olmaz’ derken, yıkıcı bir deprem olsa ne yaparız? Biliyorum, sıkıldınız. Zaten o kadar bezdik ki çevremde ‘dünya batsa da kurtulsak’ temennisinde buluna
Güzellik algısı tek tipleşmeye yol açarken hem psikolojik hem fizyolojik sorunlara da yol açıyor. Psikolog Zeynep Şimşek ve Diyetisyen Senem Çelik uyarıyor: “Her şeyin aşırısı dikkat çekiyor!” Beğenilmek hiç bu kadar önemli olmamıştı! Yaşadığımız çağın en büyük diktelerinden biri; güzellik. Güze
Büyük sorunlarımız var. Görmezden gelmenin işe yaramayacağı bir dönüm noktasındayız. Sağ-sol kavgasının yaşandığı dönemlerde genç olan, çoğumuzun anne-babasının yaş grubu çok endişeli. Sokaklarda çıkan en ufak olayda kederleniyor, polise karşı duran gençleri gördükçe hem onlara hem ülkeye üzülüyo
Kaosun ortasındayız. Haklı-haksız ayrımı yapacak vakit yok. O kadar bıkmış, bezmiş, umutsuz hissediyor ki insanlar; düşünmek değil harekete geçmek istiyor. Eğrisi doğrusuna karıştı; herkes her şeyi yazıyor, paylaşıyor. İçinde bulunduğumuz süreç hem ülkemiz adına hem de hepimizin geleceği için ço